DNM

bitkisel aşk ve monolojik tutkular

aşkın, karşı tarafın gıyabında,  tek başına, psikopatça yaşanmaya başlanması halidir tutku… -atrej-

göz karartıp, balıklama bağlılıkların bir yenisinin daha sırtımızı kanatmasını hayretler içinde seyrediyoruz… elle çizilen şeylerin düzeltilebilme olasılığına bir hayli alıştığımızdan olsa gerek, kusurlu yanlarına  müdahale ederiz öngörüsüyle, her an izi kalmadan toparlayabileceğimize alıştırıyoruz fikrimizi… “kandırabilmekte cidden başarılı mıyız o kadar da kendimizi?“
elbet bir akıl [...]

empati

denemeli miyim bu halleri bilmiyorum… çılgınlar gibi ortalıkta haykıra bağıra koşturmalıyım belki… o zaman rahatlayabileceğim biliyorum… birilerine söyleyebilirsem eğer, anlayışla karşılayabilirlerdi beni. aslında gizlide kalmış, boş boğazlılıkla, yüreklilik arasında ne yapacağını şaşırmışların dile getirdiğini ben nasıl diyeyim…

-nedenini söyleyebilir misin bana… elimde tutabileceğim tek bi’ şeyim var mı… ben göremiyorum…
-çok üzgünüm inan… yıllardır anlamaya çalışıyorum, [...]

hikayeler yığını

yine aynı şeyler dönmeye başlıyor… yolun aynı yakasından farklı demlerde birileri biniyor kağıttan gemilerine. güzelliğini çıkartıp, huzurunda kurulurken ve tam da alışacakken birçok şeye iniveriyorlar … anlam veremiyorsun. kararlarından dönseler bile çoktan yola koyulmuş olduğundan zaman geç oluyor… dönemiyorsun… tam da “sessiz, sedasız kaldım” derken, melodiler yığını onca şey tınısını duyurmaya başlıyor bir bir… görmediğin [...]

deli saçması

deli olduğumu mu düşünüyorsunuz hala? saçma sapan alışkanlıklarımdan kurtulamadığım zamanlarımda hep birilerine sığınma dürtümün sapkın hayallerimden mütevellit olmadığını idrak etmeniz için daha ne kadar ruhsal taviz vermeliyim size….

kimi kimseyle kıyasladığım yok. sanki bütün paranoyalar benden çıkmış gibi… hep siz geldiniz benim üstüme… siz bocalattınız düz yolda bile yürümemi zorlaştırarak… neresinde olduğumu bilmiyorum… birileri ötede bağrışıyor, [...]

adam olma zorunluluğu

Hep birileri gibi olmak zorundaydık… Eğer o birileri gibi olursak, işte o zaman severlerdi bizi, o benzemeye çalıştığımız birileri gibi… Kendimiz gibi olmaya çalıştıkça, sevgi uzaklaşacakmış gibi gelirdi bize… Çünkü biz en çekilmeziydik ve kendimiz gibi olursak, yalnızlık ömür boyu olacaktı onların nazarında… Kurtulmak gerekirdi bütün bunlardan ama yapamıyorduk… Nicelerine hayatın en çetin derslerini [...]

düğüm

zor bir kararı almanın eşiğinde , yapılacak şeyleri danışacak kimseleri yanıbaşınında bulamamanın telaşıyla, yüze göze bulaştırılan ani fikirler kalabalığında bulursun kendini…
bencillikten yana epey bir yol katetmiş bir başkası senin beynini okuyamayacağı için, sorarsın ve yine kendi bildiğini okursun… manası var mı o zaman zihin yorup da aynı şeyleri tekerrür etmenin… biri seni bir yerlere bağladıysa [...]

peki

sessiz kaldığımız anları anlamlandırır “peki”,
üç nokta gibi bir şey…
onun kadar geniş, bir o kadar büyük manâlı…

ten

Islaktı sokaklar,
karanlıktı kış
seni benden başkası bilmiyordu benim bildiğim kadar…
donuklaşan ellerin ne anlatıyordu bana?

’sana sırılsıklam aşığım’
ya da
‘bırak beni soğuk yatağımda’

ses, söz, yazı

pazarları akşam uyan, sabaha kadar webde dur… msnden uzaklaş, yüzünü dök kitaba, sıkıl arada bir çık yeniden gir… manasız ölü vakitler biriktir.

çok güven birisine, bıraksın bir yerlerde sen hala uğraş didin durma, alıştığın şey bu senin… anılar biriktir… dondurma çubuğunu atma, elbisesinden sökülen yünü, fii tarihli otobüs biletini, biten parfümün şişesini sorarsa diye [...]

aksın zaman

zamanın insanı bir yere bağlayıcılığından uzak olup , arzularından ödün vermesi yakın bile durmamalı bize.

iyiliklerde olup tebessüm dolu, içimiz dışımız bir zamanlarda olmak ümidiyle aksın zaman…
iyiliklerde, kendinden ödün vermeden ve severek yaşa kendini…